Acı Biberdeki Capsaicin etken maddesi kilo verdiriyor

Koreli bilim insanları, kırmızı biberde bulunan Capsaicin etken maddesinin yağları eriterek kilo verdirdiğini ortaya çıkardı. Bu araştırma için laboratuvarda iki gruptan oluşan farelere şöyle bir diyet planı uygulandı.

  1. Gruptaki farelere; Capsaicin li yüksek yağlı gıdalar verildi.
  2. Gruptaki farelere; Capsaicin siz yüksek yağlı gıdalar verildi.

Sonuç : Sekiz hafta sonra 1. Gruptaki farelerin % 8 oranında zayıfladığı görüldü.
Bu araştırma Journal of Proteome Research dergisinin 2010 haziran sayısında yayınlanmıştır.

Mehmet Saltürk

++++++++++++++++++++++++
Dipl. Biologe Mehmet Saltürk
The Institute for Genetics
of the University of Cologne
++++++++++++++++++++++++

Kaynak

Proteomic Analysis for Antiobesity Potential of Capsaicin on White Adipose Tissue in Rats Fed with a High Fat Diet

J. Proteome Res., 2010, 9 (6), pp 2977–2987 DOI: 10.1021/pr901175w Publication Date (Web): April 1, 2010 Copyright © 2010 American Chemical Society
 Bu blogdaki makaleler bir başka yayın organında kaynak gösterilmeden yayınlanamaz, çoğaltılamaz ve kullanılamaz.

Seksüel yönelim ve beyin tomografisi

Stockholm Karolinska Enstitüsü’nden Ivanca Savic ve ekibi, homosexüel ve heterosexülel kadın ve erkeklerden oluşan denek grubu ile bir çalısma yaptı. Çalışmada deneklerin çeşitli kokular karşısında beyin aktiviteleri ölçüldü. Beyin tomografisi çekilerek yapılan bu çalısmada, beynin çeşitli bölgelerinin, çeşitli kokular karşısında aktif hale geçtiği bulundu.

12 kişiden oluşan grupların bireylerine MR çekimi sırasında, erkeklerinin koltuk altı terinde bulunan Testosteron-Derivat AND ile bayan idrarında bulunan östrojen benzeri EST kokusu koklatıldı ve araştırma sonunda ortaya ilginç sonuçlar çıktı.

  • AND koku molekülleri heteroseksüel kadın ile homoseksüel erkeğin beyninin hipotalamusu aktif hale getiriyor. Beynin bu bölgesinin sexüel yönelimi kontrol ettiği tahmin ediyor. Heteroseksüel erkeklerde ise sadece beynin koku alma ile ilgili kısımı reaksiyon gösteriyor.
  • EST koku molekülleri ise heteroseksüel erkek ile homosexüel kadının beyninin hypotalamusun ön kısmını aktif hale getiriyor. Heteroseksüel kadın ile homoseksüel erkeklerde ise sadece beynin koku alma ile ilgili kısımı reaksiyon gösteriyor.

Sonuç

  • Erkek kokusu AND, heterosexüel kadın ile homoseksüel erkeği baştan çıkarıyor. (AND heteroseksüel erkekleri cinsel yönden uyarmıyor)
  • Kadın kokusu EST, heteroseksüel erkek ile homoseksüel kadını baştan çıkarıyor. (EST heteroseksüel kadını cinsel yönden uyarmıyor.)

Mehmet Saltürk

++++++++++++++++++++++++
Dipl. Biologe Mehmet Saltürk
The Institute for Genetics
of the University of Cologne
++++++++++++++++++++++++

Kaynak

PET and MRI show differences in cerebral asymmetry and functional connectivity between homo- and heterosexual subjects

doi: 10.1073/pnas.0801566105 PNAS June 16, 2008

 Bu blogdaki makaleler bir başka yayın organında kaynak gösterilmeden yayınlanamaz, çoğaltılamaz ve kullanılamaz.

Otizmin genetik şifresi çözüldü.

Genetik çalışmalar başlamadan önce, otizm konusunda kabul gören teori, Sigmund Frued’un yapmış olduğu teoriydi. Bu teoriye göre, yetişme çağındaki çocuk ilgisiz ve soğuk bir annenin kurbanıydı. Sigmund Frued’un bu teorisi, genetik çalışmaların başlaması ile birlikte geçerliliğini kaybetti.

Otizm Nedir?

Otizm, beyinde bilgilerin işlendiği merkezde bulunan bir rahatsızlıktır. Otizm doğumdan itibaren başlayan ve yaşam boyu devam eden tedavisi şimdilik mümkün olmayan bir sağlık sorunudur.

Otistiklerin, öğrenme konusunda pek problemleri yoktur ama çevre ile sosyal iletişim kurma konusunda, oldukça problemleri vardır. Kas ve eklem bozuklukları da görülen otistiklerde, hastalığın şiddeti bireyden bireye farklılık gösterebilmektedir.

Bugüne kadar otizim hakkında bilinenler 

  • Otizmin sebeplerinden biri, embriyonun anne karnında aşırı testosteron hormonuna maruz kalarak beynin aşırı erkekleşmeşi(Prenatal androgen effects).
  • Tek yumurta ikizlerinden biri otistik ise diğerinin de otistik olma ihtimalinin %90 olması.
  • Eğer ebeveynler bir otistik çocuk dünyaya getirdi ise, ikincisinin de otistik olma ihtimali 1:20 olması.
  • Otistiklerin empati konusunda çok kötü, halk fiziği konusunda oldukça iyi olması.
  • Otizmin hafif formu Asperger Sendromu dur.

Çok yakın bir zamana kadar kadar otizmin kalıtsal mekanizması pek iyi bilinmiyordu. Şimdi artık otizmin kalıtsal mekanizması deşifre edilmiş durumda.

Kalıtsal nedenlerden dolayı anneden çocuğa geçen otizm, toplumda çok ender görülür (%1 den az) ve bu tür, tüm otistiklerin %20 sini teşkil etmektedir. Otizmin bu türüne sahip çocuklara dışarıdan bakılıncahasta oldukları pek anlaşılamayabilir, hatta çoğu zaman aile bile yıllarca çocuklarının otistik olduduğunun farkına varamıyor.

Son yapılan çalışmalar ile, ebevyenden kalıtsal yolla çocuğa geçen otizmin mekanizması aydınlığa kavuşturuldu. Nature dergisinin haziran 2010 sayısında yayınlanan bu çalışma otistiklerin genomunun belirli bölgelerinde farklılıkların olduğunu ortaya çıkardı.

1000 otistik ve 1200 sağlıklı insanla yapılan karşılaştırmalı gen analizleri göstermisdir ki, otistiklerin DNA sının belirli bölgelerindeki kopya Copy Number Variants (CNV) sayısı, olması gerekenden çok fazladır. Aynı zamanda bu kopyaların sayısı, otizminin şiddetine göre değişebilmektedir.

Otistiklerdeki Copy Number Variants (CNV) ler, SHANK2, SYNGAP1, DLGAP2 genleri ile X kromozomundaki DDX53–PTCHD1 adı verilen kısımlarda (locus) bulunmaktadır.

Kalıtsal otizme sebep olan CNV ler, genellikle protein kodlayan bölgeler olduğu için normalde üretilmesi gerekenden farklı proteinler (Hormon) üretirler. Üretilen bu farklı proteinler metabolizmanın normal çalışmasını değiştirerek otizme yol açan reaksiyonlar zincirini başlatıyor.

Mehmet Saltürk

++++++++++++++++++++++++
Dipl. Biologe Mehmet Saltürk
Institute for Genetics
University of Cologne
++++++++++++++++++++++++

Orijinal makale

Functional impact of global rare copy number variation in autism spectrum disorders

Nature (2010) doi:10.1038/nature09146 Received 03 December 2009 Accepted 07 May 2010 Published online 09 June 2010

Balina dışkısı : Çevre dostu

Balina avcılarının, balinaları öldürürken çevrecilere hep şöyle bir argümanı olmuştur. “Denizlerde bulunan yaklaşık 12.000 balina nefes alıp verirken yılda atmosfere 200.000 ton CO2 (karbondioxid) bırakarak atmosferi kirletiyorlar.“ Bu argüman balina avcılarının bazı çevreler tarafından hoş görülmesine sebep oluyordu.

Şimdi bu bu argüman bilimsel olarak çürütüldü.

Balinalar okyanus tabanında bulunan ahtapot, kalamar, yengeç vb. hayvanları yerken ,aynı zamanda bu yiyeceklerle birlikte okyanus tabanındaki demir ve plankton larıda alırlar.

Her balinanın yılda yaklaşık 50 ton kadar dışkı ürettiği hesap ediliyor. Dışkı ile birlikte okyanus yüzeyine demir ve plankton da bırakılıyor.

Demir ve planktonun çevreye olumlu etkisi

  1. Planktonlar, demir ile beslenirler ve fotosentez yaparlar.
  2. Planktonlar fotosentez yaparken atmosferden karbondioksit(CO2) alır, oksijen(O2) bırakırlar.

Bu arastırma ile balinaların dışkısından çıkan planktonlar yılda yaklaşık 400.000 ton karbondioksit fotosentez yolu ile oksijene çevirdiğini ortaya çıkarılmış oldu.

Baska bir hesapla, balinalar nefes alırken tükettikleri oksijenin iki katını, dışkılama yoluyla atmosfere geri kazandırmaktadır.

Bunun basit ve anlaşılır hesabı şöyle: 12.000 balinanın bir yılda çıkardığı dışkı, 40.000 otomobilin bir yılda kirlettiği havayı temizliyor.

Mehmet Saltürk

++++++++++++++++++++++++
Dipl. Biologe Mehmet Saltürk
The Institute for Genetics
of the University of Cologne
++++++++++++++++++++++++

Kaynak

Iron defecation by sperm whales stimulates carbon export in the Southern Ocean

Published online before print June 16, 2010, doi: 10.1098/rspb.2010.0863

 Bu blogdaki makaleler bir başka yayın organında kaynak gösterilmeden yayınlanamaz, çoğaltılamaz ve kullanılamaz.

Düşük IQ, kalp ve damar hastalıklarında risk faktorü olarak 2. sırada yer alıyor.

Yapılan son araştırmalar, düşük IQ nun kalp ve damar hastalıklarına sebep olduğunu ortaya çıkardı.

Kalp ve damar hastalıklarının nedenleri arasında birinci sırada sigara, ikinci sırada ise düşük IQ geliyor. Bu araştırma ile birlikte, düşük IQ’nün risk faktörleri arasında, fazla kilo ve yüksek tansiyonundan bile daha tehlikeli olduğu ortaya çıkmış oldu.

Düşük IQ ile Kalp-damar hastalıkları ve buna bağlı olarak ölümlerin araştırıldığı bu çalışma „European Journal of Cardiovascular Prevention and Rehabilitation” dergisinde yayınladı.

Britischen Medical Research Council“ tarafından finanse edilen, 20 yıl önce başlatılmış olan ve hala devam etmekte olan bir projeye kapsamında 1145 erkek ve kadının belirli aralıklarla kalp damar, tansiyon, kilo ve IQ leri düzenli ölçülüyor ve çıkan sonuçlar düşük IQ ile kalp damar hastalıkları arasındaki yoğunluğa dikkat çekiyor.

Bu araştırmadan çıkan en önemli sonuç: Düşük IQ = Kalp damar hastalıklarından erken ölüm. (1)

İki görüş:

  1. IQ’su düşük olan insanların kaliteli yaşam bilincinin olumaması ve buna bağlı olarak sağlıklı yaşamın vazgeçilmezlerinden olan sağlıklı beslenme ve egzersiz gibi konulara ilgi duymaması, kalp damar hastalıklarına hatta genç yaşta ölüme davetiye çıkarıyor.
  2. Almanya Bad Krozinge kentinden kardiolog Professor Helmut Gohlke’in araştırmasına göre, düşük gelir seviyesindekilerin ölüm riski, aynı yaşta ve yüksek gelir seviyesindekilere göre 2,5 kat daha fazla.

Uzun yaşam için süper zeki olmaya gerek yok ama bilinçli bir yaşamı sürdürecek gerekli eğitimin ve disiplinin olması şart. Düşük IQ lüler sanırım bunu beceremiyorlar. (M.Saltürk)

IQ Seviyesi nasıl belirlenir?

Tek tip IQ testine bağlı olarak yapılan IQ ölçümleri zekâ konusunda yeterli derecede ayrıntılı bilgi vermemektedir. Gerçek anlamda zekâ seviyesi ancak çok yönlü yapılan IQ testlerinden elde edilen „g“ değeri ile belirlenmektedir. „g“ değerinin yüksek çıkması, beyni oluşturan „beyaz ve gri hücrelerin oranı ile ilgili bir durumdur. IQ testlerinde yüksek „g“ değeri olan kişilerin beyinlerindeki gri hücre hacminin oldukça yüksek olduğu bilinen bir durum.

Gri hücreler, sinir hücrelerinin bağlantı yerlerinde bulunmaktadır. Yapılan araştırmalar, zeki insanların beyninde daha fazla sinir hücresi ve buna bağlı olarakta daha fazla gri hücre bulunduğunu göstermektedir. (2).

Gri hücrelerin fazlalığı beyin hacminin büyük olması anlamına gelmektedir ki, bundan da şöyle birşey çıkmaktadır; Büyük beyin, yüksek zekâ ve yüksek IQ dır (Büyük beyinli aptallar ve küçük beyinli zekiler hariç).

Zekâ kalıtsal mı ? : Evet, zakâ bir yere kadar kalıtsaldır.

Ne kadar çok sinir hücresi varsa, sinir hücrelerinin baglanti yerlerindeki Gri hücre miktarı da o kadar fazladır

Yapılan kapsamlı IQ testlerinde “g” değerinin yüksekliği veya düşüklüğü beyindeki Gri hücre miktarına bağlı olduğunu gösteriyor Fazla gri hücre demek, yüksek “g” değeri demek, yani bir yerde yüksek IQ demek…, fakat “g” değeri her şey değil. Zekâ oluşumunda genlerin yanı sıra aile ve çevrenin de etkili rol oynadığı biliniyor. Ayrı ailelerde büyüyen ikizlerle yapılan IQ testlerinde ailelerin de zekânın belirlenmesinde önemli rol oynadığını ortaya koymuştur.

Zekâyı belirleyen birçok gen vardır, bunlardan biride sinir hücrelerinin sayısını belirleyen 2. Kromozom üzerindeki ASPM genidir.

Zekâyı şöyle düşünmek gerek; Eğer zekâyı bir fotoğraf makinası gibi düşünecek olursak, fotoğraf makinasındaki hafıza kartının büyüklüğü genlerimiz ile belirleniyor. Yani beynimizin kapasitesi genlerle ilgili. Ama hafıza kartının fotoğraf ile doldurulması aile, eğitim, arkadaş çevresi ile ilgili.

Genetik olarak dahi olabilecek bir beyne sahip bir çocuk eğer iyi bir eğitim alacak ortamdan mahrumsa, büyük bir ihtimalle tüm hayatını ortalama veya onun altında bir yeteneğe sahip olarak geçirecektir.

Bir an için şöyle düşünelim; Einstein tesadüfen Afrikada ilkel bir kabilede doğmuş ve okuma yazma öğrenecek bir okuldan mahrum olsaydı, Einstein hiçbir zaman Einstein olmayacaktı. Belkide köyünün dışına çıkmadan, günleri avcılık ve toplayıcılık yaparak geçirecekti.

IQ oluşumunda, yaklaşık olarak %50 genetiksel, %25 ailesel, %25 sosyal çevre etkilidir (3).

Mehmet Saltürk

++++++++++++++++++++++++
Dipl. Biologe Mehmet Saltürk
Institute for Genetics
University of Cologne
++++++++++++++++++++++++

Orijinal Makale

Cinsiyet oluşumunda çevre ve genlerin etkisi

Cinsiyet, annede bulunan XX kromozomu ile babada bulunan XY kromozomunun kombinasyonu sonucu ortaya çıkar.

Bu kombinasyon eğer; hem anneden, hem de babadan X kromozomu alınarak oluyorsa doğacak olan bebek kız, anneden X, babadan Y kromozomu alınarak oluyorsa doğacak olan bebek erkek olur. Canlılarda cinsiyet tayini her zaman XX ve XY kromozomlarının kombinasyonu sonucu ortaya çıkmıyor. Bazen XX ve XY sisteminin dışında başka cinsiyet kromozomları da cinsiyet oluşumunda rol oynamaktadır. Ayrıca bazı canlılarda çevresel faktörler de cinsiyet oluşumunda etkili rol oynayabilmektedir.


Cinsiyet oluşumunda çevre faktörü 

Timsah ve kaplumbağa yumurtalarının kuluçka sıcaklığı, yavruların cinsiyetini belirliyor.

  • Kaplumbağalarda 33°C – 34°C sıcaklık doğacak olan yavrunun dişi olmasına sebep olurken, erkek yavrular için bu sıcaklık ~28°C – 31°C dir.
  • Timsahlarda ise durum kaplumbağaların tam tersi. Timsahlarda sıcaklık ile cinsiyet oluşumu arasındaki ilişki ise şöyle: Dişi yavrular için ~28°C – 31°C, Erkek yavrular için 31°C – 34 °C dir.

Bunun dışında tropik bölgede yaşayan Hypolimnas bolina adında bir kelebek türünün larvaları Wolbachia adında bir bakteri tarafından enfekte edilirse, larvalardan dişi kelebekler oluşuyor.(2)

Diğer cinsiyet kromozomları. (Sürüngenler, Kümes Hayvanları , Çileklerde…)

Bazı memelilerin, bazı bitki ve sürüngenlerin cinsiyeti, tıpkı insanlardaki gibi XX/XY sistemi ile belirlenir. buna karşılık kümes hayvanlarında ve kuşlarda cinsiyet Z ve W kromozomu tarafından belirlenir. Mesela horozlarda iki Z kromozomu (ZZ), tavuklarda ise Z ve W kromozom bulunur (ZW).

Bazı sürüngenler, balıklar, kurbağalar, kelebek ve hatta çilekte cinsiyet ZZ/ZW sistemi ile belirlenir.

Dişi Horozlar

Bazı kümes hayvanlarının bazı türlerinde genetik olarak ZZ- Kromozomuna sahip horozlar embriyonal dönemde DMRT1 geninin bloke edilmesi sonucu testis yerine yumurtalık oluşmasına dolayısı ile yumurtadan horoz yerine tavuk çıkamasına sebep olur.

DMRT1 genin bloke edilip edilmemesi SOX9 geninin ürettiği Aromatase Enzimi ile ilgilidir. Aromatase enziminin görevi ise Testosteronu Estradiole veya Estradiolü testosterona çevirmektir.

SOX9 geninin yüksek ve düşük seviyede çalışması ne anlama geliyor ?

  • SOX9 geninin yüksek seviyede çalışması, Aromatase Enziminin yüksek seviyede üretilmesine dolyısı ile embriyonun erkek olmasına,
  • SOX9 geninin düşük seviyede çalışması DMRT1 geninin bloke edilerek embriyonun dişi olmasına sebep olur. (1)

İnsanlarda cinsel organ oluşumu

İnsanlarda cinsel organ oluşumu biraz daha farklıdır. Şöyle ki, erkeklerde Y kromozomu üzerinde SRY geni bulunmaktadır. Bu genin görevi testislerin oluşumunu sağlıyacak olan TDF* proteinini sentezlemektir. Eğer SRY geni TDF proteinini sentezlemiyorsa testis yerine yumurtalık oluşur.

Yanlış vucutta yanlış cinsel organ 

Cinsiyetle ilgili rahatsızlıkların kalıtsal birçok sebebi vardır. Bu rahatsızlıkların bazıları DMRT1 geni ile ilgilidir.

DMRT1 geninin uzun zamandır erkeklerde cinsel organın oluşmasında görev aldığı tahmin ediliyordu. Daha önce yapılan araştırmalarda DMRT1 geninin diğer organizmalarda cinsiyete özgü davranış ve cinsel organların oluşmasına katıldığı biliniyordu.

DMRT1 geninin sentezlediği proteinin, değişik organizmalarda, örneğin sineklerde(Drosophila) ve kurtçuklardan (Caenorhabditis elegans) erkeksi cinsel birleşme davranışları ve erkeksi cinsel organ görünümü oluşturduğu tesbit edilmişti.

Bazı canlılarda DMRT1 geninin ve cinsiyete etkisi:

  • Laboratuvarda knockout yöntemi ile DMRT1geni devre dışı bırakılan erkek farelerde testis oluşmadı.
  • İnsanda DMRT1 geni 9. kromozomda yer almaktadır. Eğer bu gen erkekte yoksa veya çalışmıyorsa, kişi genetik olarak erkek cinsiyet olarak kadındır.
  • Kuzey Amerikada yaşayan Trachemys script adındaki bir kaplumbağanın yumurtaları
    yüksek sıcaklığa maluz kalıdığında, DMRT1geni aktiv hale geçerek cinsel organ oluşmasını sağlar.
  • Japonya’da yaşayan bir cins kertenkelede de (Gekko hokouensis), kuşlardaki gibi bir Z kromozomu ve DMRT1geni bulunur.(4)

TDF*: Testis-determining factor

Mehmet Saltürk

++++++++++++++++++++++++
Dipl. Biologe Mehmet Saltürk
The Institute for Genetics
of the University of Cologne
++++++++++++++++++++++++

Kaynaklar

Bu blogdaki makaleler bir başka yayın organında kaynak gösterilmeden yayınlanamaz, çoğaltılamaz ve kullanılamaz.

Genetik el falı / Parmak uzunluğu ne anlama geliyor ?

Hamilelik süresince rahim şartlarında oluşan çok küçük değişiklikler, doğacak olan çocuğun hayatı boyunca taşıyacağı özellikleri belirler. Bunlar, çeşitli sendromlar, bağışıklık sisiteminin durumu, parmak izi, hobi, kabiliyetler, veya cinsel yönelimler gibi, değişik özellikler olabilir.

Ceninin kız veya erkek olması, alınan ilaçlar, annenin bağışıklık sistemi, hamileliğin geçtiği mevsimler, anne ile cenin arasındaki ince biyokimyasal etkileşimler, rahim şartlarını belirleyen en temel özelliklerden bazılarıdır.

Bir çoğumuzun günlük yaşamda gözlemlediği gibi, kadınlar erkeklere göre daha duygusal, daha sakin bir kişiliğe sahiptirler (istisnalar hariç). Cambridge Üniversitesinden bir araştırma grubu, yeni doğmuş 100 kız ve erkek bebekle bir araştırma yapmıştır;

Bu araştırmada bebeklere mekanik bir oyuncak gösterilmiş ve bebeklerin bu oyuncağa ilgisinin olup olmadığı gözlemlenmiştir.

Araştırmayı yapan bayan, erkek bebeklerin mekanik oyuncağa daha sık baktığını, buna karşın kendisi ile göz temasının daha az olduğunu, kız bebeklerin ise kendisi ile göz temasının daha fazla ama mekanik oyuncağa ilgisinin daha az olduğunu tesbit etmiştir. Araştırmayı asıl ilginç yapan, bu çocukların anneleriden hamilelikleri esnasında “amniyon sıvısı“ alınmış ve bu sıvıdaki testosteron oranının ölçülmüş olması. Araştırma sonunda, bebeklerin göz teması sayısı ile amniyo sıvısındaki testosteron miktarı arasında ters orantı bulunmuştur.

Sonuç: Yüksek testosterona maruz kalan bebekler, araştırmacı bayan ile daha az göz temasına, düşük testosterona maruz kalan bebekler ise daha fazla göz temasına geçmişlerdir.

Otizm ve Asperger sendromu

Göz teması, mekanik oyuncağa olan ilgi ve anne karnındaki testosteron miktarı ne anlama geliyor?

Otizm ve asperger sendromu ile nasıl ilişkilendirilebilir? Hemen belirtmek gerekir ki, otistikler ve asperger sendromlular sosyal ilişki kurma zorluğuna karşın, mekanik konusunda uzmanlaşmışlardır. Bir radyoyu tamir etmede veya 6-7 basamaklı sayıları kalem kullanmadan kafadan çarpıp bölmede üzerlerine yoktur.

Anne rahmindeki şartlar, bazı durumlarda makul sınırlar dışına çıkabilir. Rahimdeki testosteron seviyeside bunlardan biridir. Rahimdeki testosteron seviyesi kabul edilebilir sınırın üstüne çıkması, doğacak olan çocuğun otistik veya otizmin hafif formu olan asperger sendromu olması riskini artırmaktadır. Rahim içindeki yüksek konsantrasyonlu testosterondan sebep olduğu otizm ve Asperger sendromuna , beynin aşırı erkekleşmeside denebilir.

Asperger sendromlular otistiklere göre biraz daha iyi durumdadırlar. Asperger sendromluların, otistikler gibi konuşma zorluğu yoktur ve matematikte, teknik araç ve gereçlerin ayrıntılarını anlamada otistiklere göre daha iyi durumdadırlar, hatta okulda fizik ve matematikte harikalar yaratmalarına karşın, arkadaşları ile ilişkide yalnızdırlar, yani empati yoktur. Beyinleri aşırı sınıflandırmaya ve sistemleştirmeye yoğunlaşmıştır. Okulda bir arkadaşı „saat kaç“ diye soracak olsa, belki de soruya şöyle düşünmekten cevap bile veremiyecek, „Greenwich e göre 2 saat gerideyiz, güneşin batmasına 4 saat var, öğleden sonra 2 yi 25 dakika 12 saniye gectiğine göre…“vs,vs…,
Veya günlük yaşamda, ”Günaydın nasılsınBen iyiyim, ya sen nasılsın gibi empati gerektiren konuşmaları yapması nerdeyse imkansızdır.

Birçok bilim insanın ve sanatçının asperger sendromlu olduğu söylenmektedir.

  • Fields ödülü almış ünlü ingiliz matematikçi Richard Borcherds,
  • Bill Gates (tahmin ediliyor),
  • Asperger sendromunun yanı sıra Savant-Sendromu da bulunan Daniel Paul Tammet “Pi“ sayısının virgülden sonraki 22514 rakamını ezbere söyleyebilmektedir.
  • Albert Einstein ve Isaac Newton. (tartışmalı)

Prenatal androgen model olarak adlandırılan model, embriyonun gelecekteki yaşamının rahim içinde belirlendiğini kabul eden bir modeldir.

Parmak uzunluğu ve cinsel yönelim : Hamilelik süresince salgılanan veya ağız yolu ile alınan androjen* hormonun miktarı, sadece parmak uzunluğunu belirlemekle kalmaz aynı zamanda kişinin gelecekteki seksüel yönelimini de belirler. Parmaklarının birbirine göre uzunluğu, kişinin anne rahminde ne oranda androjen hormonuna* maruz kaldığının da bir ölçüsüdür. Yapılan araştırmalar sonucu, parmak uzunluğu hesaplaması şöyle yapılmaktadır.

İşaret parmağı uzunluğunun (2D) yüzük parmağı uzunluğuna olan oranı. (4D)

p =2D:4D

p“değeri kadınlarda “1“e çok yakın, erkeklerde ise “1“in altındadır.

Homoseksüel kadınların anne karnında heteroseksüel kadınlara göre daha fazla androjen hormonuna maruz kalırlar. Bu yüzdengenetik el fali homoseksüel kadınların yüzük parmağı ile işaret parmağı arasındaki fark, heteroseksüel kadınlara göre daha fazladır. Yani homoseksüel kadınların yüzük parmağı daha uzundur.

Fraternal birth order effect Her erkek bebek hamileliğinde ceninindeki testosterona karşı annenin oluşturduğu antikorlar (anti-male antibodies), erkeklere özel moleküllerin beyin yüzeyindeki hücreler bağlanmasını engeller. Teorik olarak her erkek kardeş, kendisinden sonra doğacak olan erkek kardeşin %33 oranında homoseksüel olmasına sebep olur.

Developmental instability and handedness**: Bu teori, rahim şartlardaki kararsızlığın, kişinin sağ el veya sol el kullanımını da etkili olduğunu ve sağ veya sol el kullanımı ile eşcinsellik arasında da bir ilişki olduğunu söyler. Her sol el kullanan (solak) eşcinsel değildir, veya her sağ el kullanan heteroseksüel değildir. Genelleme olmamakla beraber istatistiksel olarak eşcinsellerin çoğunlukla sol eli kullandığı bulgular arasındadır. (Developmental instability and handedness**)


  • Androjen hormonu*Androjen, her iki cinste de bulunan ve çoğunluğu böbrek üstü bezinin kabuk kısmınca salgılanan maddeye denir.(wikipedia)
  • Developmental instability and handedness**: Gelişimsel kararsızlık ve el kullanımı.

Mehmet Saltürk

++++++++++++++++++++++++
Dipl. Biologe Mehmet Saltürk
The Institute for Genetics
of the University of Cologne
++++++++++++++++++++++++

Kaynak

CRF hormonu kadını strese karşı daha duyarlı yapıyor.

Yapılan araştırmalar kadınlarda strese bağlı depresyona yakalanma riskinin erkeğe göre daha fazla olduğunu gösteriyor ve bunun sebebinin kadınların duygusal dalgalanmalara daha yatkın olduğu, başka bir deyişle kadın psikolojisine bağlanıyordu. Yapılan araştırmalar, stres anında paniğe kapılma, kalp atışlarında hızlanma ve ağlama gibi reaksiyonların kadınlarda daha fazla görüldüğünü gösteriyor.

Stres anında kadın ve erkek beyni farklı çalışıyor.

Bu konuda yapılmıs olan ve 23 temmuz 2010 tarihli Molecular Psychiatry dergisinde yayınlanan bir araştırma bunun sebebinin psikolojide değil beyin biyokimyasında yattığı ve stres anında kadın ve erkek beyninin farklı çalıştığını gösteriyor.

Prensip olarak sistem şöyle çalışıyor: Stres anında beyinde CRF hormonu(corticotropin-releasing factor) salgılanıyor, salgılanan bu hormon beyin hücrelerindeki reseptörler tarafından yakalanarak stresin etkisi ya azaltılıyor ya da tamamıyla ortadan kaldırılıyor.

Metot

Erkek ve dişi fareler, önce yüzme havuzunda strese sokuluyor, daha sonra beyinlerindeki CRF hormonu ile CRF Reseptör Genleri arasındaki ilişki moleküler-biyolojik  metotlarla araştırılıyor.

Sonuç

Yapılan arastırmalar sonucunda;

  • Dişi farelerde, stres hormonu CRF yi yakalayan reseptörlerin daha dar  ve buna bağlı olarak CRF leri yakalama kabiliyetlerinin daha az olduğu tespit edilmiştir.
  • Erkek farelerde ise, CRF hormonunu yakalayan reseptörlerin  daha geniş, sayılarının daha fazla ve buna baglı olarak CRF leri yakalama kabiliyetlerinin daha fazla olduğu tespit edilmiştir.

Not: Bu araştırmadan elde edilen sonuçlar ışığında yeni nesil depresyon ilaçlarının erkek ve kadına özel çıkarılması söz konusu olacak.

a

Mehmet Saltürk

++++++++++++++++++++++++++
Dipl. Biologe Mehmet Saltürk
Institute for Genetics
University of Cologne
++++++++++++++++++++++++++
 
Kaynak

Sex differences in corticotropin-releasing factor receptor signaling and trafficking: potential role in female vulnerability to stress-related psychopathology

Molecular Psychiatry (2010) 15, 896–904; doi:10.1038/mp.2010.66; published online 15 June 2010

Bu blogdaki makaleler bir başka yayın organında kaynak gösterilmeden yayınlanamaz, çoğaltılamaz ve kullanılamaz.

Erkeğin göz yaşında, dişiyi cinsel yönden uyarıcı koku bulunuyor.

Erkek farelerin gözyaşında bulunan ESP1 adı verilen bir pheromon(koku molekülü / ligand), dişi fareyi sex yapmaya davet ediyor.

Erkek farenin salgıladı ESP1 adlı pheromon dişi farenin burnunda bulunan Jacobson-Organı tarafından yakalanarak sex yapmaya hazır hale getiriyor(veya baştan çıkartıyor). Yapılan çalışmalar, doğada bulunan farelerin, laboratuvarda bulunan farelere göre daha fazla ESP1 salgıladığını ortaya çıkarmıştır.

Mehmet Saltürk

++++++++++++++++++++++++
Dipl. Biologe Mehmet Saltürk
Institute for Genetics
University of Cologne
++++++++++++++++++++++++

The male mouse pheromone ESP1 enhances female sexual receptive behaviour through a specific vomeronasal receptor

Nature 466, 118-122 (1 July 2010) | doi:10.1038/nature09142;  Received 2 February 2009; Accepted 28 Apri  2010

Bu blogdaki makaleler bir başka yayın organında kaynak gösterilmeden yayınlanamaz, çoğaltılamaz ve kullanılamaz.

Alzheiymere karşı cep telefonu.

Cep telefonunun yaymış olduğu elektromanyetik dalgalar, alzheimer hastalarının iyileştirilmesinde umut olabilir.!!!

Fareler ile yapılan deney

Laboratuvarda alzheimer hastası yapılan fareler daha sonra cep telefonlarının çıkardığı manyetik dalga benzeri dalgalar yayan antenler vasıtasıyla, dokuz ay boyunca günde iki saat, manyetik dalgaya tabii tutuluyorlar.

Sonuç
Alzheimer hastası yapılan farelerde yapılan analizler sonucunda alzheimere sebep olan „Beta-Amiloid plaklarının“ yok olduğu ve tıpkı kontrol grubundaki sağlıklı fareler gibi unutkanlık problemi ortadan kalktığı görülmüştür.

 

Mehmet Saltürk

++++++++++++++++++++++++
Dipl. Biologe Mehmet Saltürk
The Institute for Genetics
of the University of Cologne
++++++++++++++++++++++++

Kaynak: http://news.bbc.co.uk/2/hi/8443541.stm

Bu blogdaki makaleler bir başka yayın organında kaynak gösterilmeden yayınlanamaz, çoğaltılamaz ve kullanılamaz.