Neden Erken Doğmaya Mahkumuz

Bir düşünün: Bir tay doğduğu gün yürür. Bir zürafa birkaç saat içinde annesinin peşine takılır. Peki siz? Siz doğduğunuzda başınızı bile tutamıyordunuz. Bu bir zayıflık değil. Aslında bu evrimin insanoğlu için oynadığı en büyük kumardır.

Sorun: İki Şey Aynı Anda Büyüdü

İnsan atalarımız milyonlarca yıl önce iki ayak üzerinde yürümeye başladı. Bu harika bir gelişmeydi ama bir bedeli vardı: Dik yürümek için kalça yapısı değişmek zorunda kaldı, daraldı, sıkıştı (1)(4). Aynı dönemde beynimiz de hızla büyüyordu (1).

İşte sorun tam burada başladı: Büyüyen bir kafa + daralan bir doğum yolu. Bu ikisi bir arada olunca evrim ciddi bir çıkmaza girdi.

Şempanzelerde doğum oldukça kolaydır; bebek düz bir kanaldan kayarak çıkar (4). İnsanda ise bebek, doğarken hem başını hem omuzlarını döndürmek zorundadır (4). Kafatasındaki kemikler doğum anında henüz birleşmemiştir,  o “bıngıldak” dediğimiz yumuşak bölgeler sayesinde kafa biraz esner ve geçer (1). Yine de bu yetmez.

Evrim Ne Yaptı? “Büyümeyi Yarım Bıraktı”

Evrim bu sorunu şöyle çözdü: Bebeği daha beyin gelişimini tamamlamadan dünyaya gönderdi.

Eğer beynimiz anne karnında büyümesini bitirmeye çalışsaydı, o kafa asla doğum kanalından geçemezdi (1)(3). Bu yüzden insan bebekleri, biyolojik olarak “erken” yani henüz hazır olmadan doğar (3).

Buna bir de enerji meselesi eklenir: 9. aya gelindiğinde bebeğin ihtiyaç duyduğu enerji, annenin vücudunun üretebileceği maksimum enerjiyi aşmaya başlar (2). Yani anne artık bebeği içeride besleyemez hale gelir. Doğum, hem mekanik hem de metabolik bir zorunluluktur (2).

Peki Bu “Yarım Kalmak” Neye Yaradı?

Diğer memeliler, yetişkin beyin hacimlerinin yaklaşık yarısıyla doğarlar. Davranışlarının büyük kısmı doğuştan kodlanmıştır; içgüdülerle hareket ederler.

İnsan bebeği ise yetişkin beyin kapasitesinin yalnızca %25–30’u ile doğar (2)(3). Beynin geri kalan %70’i dışarıda, dünyayla etkileşim içinde büyür.

Bu ne anlama gelir? : İnsan beyni, bulunduğu ortama göre şekillenir (2).

Hangi dili duyarsa onu öğrenir. Hangi kültürün içine doğarsa onun kurallarını özümser. Kutup soğuğuna da, çöl sıcağına da uyum sağlayabilir. Başka hiçbir canlı bunu bu ölçüde yapamaz (2)(3).

Uzun Çocukluk: Bir Yük Değil, Bir Yatırım

İnsan çocukluğu diğer tüm canlılara göre inanılmaz derecede uzundur. Bu bir tesadüf değil (2)(3). O uzun yıllar boyunca beyin; dili öğrenir, sosyal kuralları kavrar, alet kullanmayı söker, kültürü bir kuşaktan diğerine taşır (2).

Erken çocuklukta yaşanan ihmal, yalnızlık ya da dil eksikliği kalıcı izler bırakır çünkü beyin o dönemde tam anlamıyla “inşa halindedir” ve dış dünyadan gelen malzemeye muhtaçtır (2)(3).

Sonuç: Eksiklikten Doğan Deha

Bu sistemin insanlığa maliyeti büyük oldu: Zorlu ve tehlikeli doğumlar, yıllarca süren çocuk bakımı, devasa enerji ihtiyacı (1)(2). Ama evrimin ödediği bu bedelin karşılığında ne çıktı? Dil. Sanat. Bilim. Teknoloji. Medeniyet.

İnsan zekasının sırrı, ironik biçimde, “eksik” doğmaktan geçiyor. O bıngıldak, o savunmasız bebek, o uzun çocukluk hepsi aslında birer tasarım unsuru. Biz tamamlanmamış doğduk ki, dünyayla birlikte tamamlanabilelim.

Mehmet Saltürk

++++++++++++++++++++++++++
Dipl. Biologe Mehmet Saltürk
The Institute for Genetics
of the University of Cologne
++++++++++++++++++++++++++

Kaynaklar

  1. Wittman AB, Wall LL. The Evolutionary Origins of Obstructed Labor: Bipedalism, Encephalization, and the Human Obstetric Dilemma. Obstet Gynecol Surv. 2007;62(11):739-48.
  2. Dunsworth HM, Warrener AG, Deacon T, Ellison PT, Pontzer H. Metabolic hypothesis for human altriciality. Proc Natl Acad Sci USA. 2012;109(38):15212-6.
  3. Isler K, van Schaik CP. Allomaternal care, life history and brain size evolution in mammals. J Hum Evol. 2012;63(1):52-63.
  4. Trevathan W. Primate pelvic anatomy and implications for birth. Philos Trans R Soc Lond B Biol Sci. 2015;370(1663):20140065.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir