Bazı İnsanlar Neden Tekrar Tekrar Evlenir? (Genetik, Psikolojik ve Sosyal Nedenleri)

İnsanların evliliğe yaklaşımı büyük farklılık gösterir. Kimi bir evlilik bitse bile kısa sürede yenisini ararken, kimi evliliği kısıtlayıcı bulup uzak durur. Bu farklılığın arkasında basit bir “irade” veya “şans” değil, derinlemesine biyolojik, psikolojik ve sosyal faktörler yatar.

Peki bu farklı eğilimlerin arkasında hangi mekanizmalar var? Bilimsel araştırmalar, bu davranışları şekillendiren bazı temel faktöre işaret ediyor

Psikolojik Temel: Çocuklukta Şekillenen Bağlanma Stillerimiz

Nasıl bir birliktelik veya evlilik yaşayacağımız ya da bazı insanların neden evliliği tercih etmeyip daha bağımsız bir ilişki tarzına yöneldiği büyük ölçüde çocukken ebeveynlerimizle kurduğumuz ilk ilişkiyle şekillenir. Bu ilişki, yetişkinlikte üç temel bağlanma stilinden birini geliştirmemize neden olur:

1- Güvenli Bağlananlar:

  • İlişkileri: Dengeli, güven dolu ve sürdürülebilirdir.
  • Evliliğe Bakışı: Gerçekçi ve olumludur. Evlilik onlar için doğal bir bağdır.

2- Kaygılı Bağlananlar:

  • İlişkileri: “Terk edilme korkusu” ve sürekli onay ihtiyacıyla karakterizedir.
  • Evliliğe Bakışı: Evlilik, bir “güven limanı” ve yalnızlık korkusuna çaredir. Bu yüzden bir ilişki biter bitmez, bu boşluğu doldurmak için hızla yeni bir evlilik arayışına girebilirler.

3- Kaçıngan Bağlananlar:

  • İlişkileri: Bağımsızlık ön plandadır. Yakınlık bir tehdit olarak görülebilir.
  • Evliliğe Bakışı: Evlilik, özgürlüğünü kısıtlayan bir yapıdır. Bu nedenle evlenmekten kaçınır veya evlilikte kendini sıkışmış hissedebilirler.

Biyolojik Temel: Beynimizdeki Bio-Kimyasal Sistemler

Davranışlarımızın temelinde, beynimizdeki ödül ve bağlanma sistemlerini etkileyen iki hormon, oksitosin ve dopamin, önemli bir rol oynar.

A- Oksitosin: “Bağlanma ve Güven” Hormonu

Görevi: Sosyal bağlanma, güven ve empati duygularını düzenler.

Nasıl Çalışır: “Oksitosin Reseptör Geni” (OXTR), oksitosinin beyinde ne kadar etkili işleyeceğini belirler.

Evlilikle Bağlantısı: Oksitosin sistemi daha aktif çalışan bireyler.

  • partnerine daha kolay güvenir,
  • ilişkileri daha güvenli bir alan olarak algılar,
  • uzun süreli beraberlikleri sürdürme konusunda daha istikrarlı olur.

Çocuklukta yaşanan ilgi, sevgi, ihmal veya stres gibi deneyimler bu sistemin nasıl çalışacağını epigenetik olarak ayarlar. Bu nedenle, bazı kişiler için evlilik doğal bir bağlanma alanıyken, bazıları için daha zorlayıcı veya mesafeli olabilir.

B- Dopamin: “Yenilik ve Ödül” Hormonu

Görevi: Haz, motivasyon, ödül arayışı ve yeni deneyimleri keşfetme isteğini yönetir.

Nasıl Çalışır: DRD4 geni, dopamin reseptörlerinin duyarlılığını belirler.
Özellikle
7-tekrar (7R) varyasyonu, bazı bireylerde daha yüksek yenilik arayışı ve risk alma eğilimi ile ilişkilidir.

Evlilikle Bağlantısı: Dopamin duyarlılığı yüksek olan bireyler:

  • yeni ilişkilere daha hızlı çekilebilir,
  • romantik heyecanı yoğun yaşar,
  • ilişki veya evlilik rutine girince motivasyon kaybı yaşayabilir,
  • yeni bir başlangıç (yeni ilişki, yeni evlilik) sırasında güçlü bir dopamin yükselişi hisseder.

Bu nedenle, önceki evliliği sönmüş olsa bile bazı kişiler yeniden aşık olma veya yeniden evlenme isteğine biyolojik olarak daha yatkın olabilir.

Gen-Çevre Etkileşimi: Kaderimiz Genlerimizde Yazılı Değil

  • Tetikleyici Çevredir: DRD4 veya OXTR genlerine sahip olmak, tek başına “sürekli evlenen” veya “evlenmeyen” biri olacağınız anlamına gelmez. Bu genler sadece bir potansiyel yaratır.
  • Diferansiyel Duyarlılık: Aynı gene sahip iki kişi, farklı çevrelerde tamamen farkı davranabilir.
  • Olumlu Çocukluk: Sıcak, destekleyici bir ailede büyüyen biri, bu genetik potansiyelini “güvenli bağlanma” için kullanır.
  • Olumsuz Çocukluk: Travmatik bir ortamda büyüyen biri ise aynı geni, “kaygılı bağlanma” veya “sürekli yenilik arayışı” için tetikleyebilir.

Sosyal ve Ekonomik Faktörler

  • Sosyal Baskı/Destek: Yaş, çevre baskısı veya sosyal destek, yeniden evlenme kararını hızlandırabilir. Araştırmalar, erkeklerin kadınlara göre daha yüksek oranda yeniden evlendiğini göstermektedir.
  • Ekonomik Kaygılar: Düşük gelir, maddi güvence arayışını, yüksek gelir ise mal varlığını koruma kaygısını beraberinde getirerek evliliğe bakışı etkiler.
  • Özerklik Tutkusu: Bireysel özgürlüğüne çok değer verenler için evlilik, istenmeyen bir kısıtlama olarak görülebilir.

Sonuç ve Özet

Tekrar tekrar evlenme eğilimi, tek bir nedene indirgenemez. Bu davranış, aşağıdaki faktörlerin dinamik bir bileşkesidir:

  1. Psikolojik: “Kaygılı bağlanma stili”, yalnızlık korkusu ve sürekli onay ihtiyacı kişiyi yeni bir evliliğe iter.
  2. Biyolojik: DRD4 geniyle ilişkili “yenilik arayışı”, yeni ilişkinin heyecanına duyulan biyolojik bir dürtüdür. Oksitosin sistemi ise bağlanma ihtiyacımızın temelidir.
  3. Sosyal/Ekonomik: Sosyal çevre, yaş, ekonomik durum ve özgürlük değerleri nihai kararı şekillendirir.

Temel Çıkarım: Genlerimiz bize kesin bir kader yazmaz; ancak evlilikte veya ilişkilerde nasıl davranabileceğimizin, ne kadar bağlanabileceğimizin ve evlenmeyi tercih edip etmeyeceğimizin biyolojik ve çevresel çerçevesini şekillendirir. Yani, genetik yapımız ve erken yaşam deneyimlerimiz, anne-baba seçimi, aile ve çevre koşulları gibi bizim dışımızda gelişen faktörl bize belirli eğilimler sunar. Bu eğilimler, bilinçli çabalar ve doğru yönlendirmelerle daha sağlıklı şekilde yönetilebilir; böylece daha tatmin edici ilişkiler kurmak mümkün olur. Bilim, genlerimizin ve çevresel koşulların bize bir yol haritası sunduğunu, yolun üzerindeki bazı dönemeçlerin ise bizim kontrolümüzde olabileceğini gösteriyor.

***

💡💡Tekrar evlenme kararınız sadece size ait olmalı. Sosyal baskı veya ekonomik kaygılarla bir yuvaya sığınmak yerine, maddi ve duygusal özerkliğinizi güçlendirin. Unutmayın: Sağlıklı bir evlilik, ihtiyaçtan değil, gerçek bir değer katma arzusundan doğar. Davranışlarınızı anlamak için bilime güvenin; kendi genetik ve psikolojik eğilimlerinizi araştırma ışığında tanıyarak, daha bilinçli ve tatmin edici bir seçim yapabilirsiniz.💡💡

***

Mehmet Saltuerk

++++++++++++++++++++++++++
Dipl. Biologe Mehmet Saltürk
The Institute for Genetics
of the University of Cologne
++++++++++++++++++++++++++

Kaynaklar

  1. The impact of the early environment on oxytocin receptor epigenetics and potential therapeutic implications
  2. Exploring the role of OXTR gene methylation in attachment development: A longitudinal study
  3. A narrative on the neurobiological roots of attachment-system functioning
  4. Dopamine D4 receptor gene DRD4 and its association with psychiatric disorders
  5. From epigenetic research to clinical psychotherapy: widening our pre-treatment perspective to include intergenerational experience
  6. Attachment and Political Personality are Heritable and Distinct Systems, and Both Share Genetics with Interpersonal Trust and Altruism
  7. Marital separation, reconciliation, and repartnering in later life
  8. A perspective-based analysis of attachment from prenatal period to second year postnatal life
  9. Oxytocin receptor controls distinct components of pair bonding and development in prairie voles

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir