Şeker, meme kanseri için büyük risk oluşturuyor.

Son Güncelleme:16.11.2025

Meme Kanserinde İki Kritik Alan: Genetik Riskler ve Şeker Metabolizması

Meme kanseri, gerek ülkemizde gerekse dünyada kadınlarda görülen en yaygın kanser türüdür. Türkiye’de her yıl 30 bin kadının meme kanseri olduğu tahmin ediliyor. Yapılan istatistikler, her kadının 85 yaşına kadar meme kanserine yakalanma riskinin yaklaşık %12 olduğunu, başka bir ifadeyle her 8 kadından 1’inin risk altında olduğunu gösteriyor.

Bu makale, meme kanseri riskini iki ana başlıkta incelemektedir:

  1. Kalıtsal Meme Kanseri: BRCA1 ve BRCA2 genleri ve genetik riskler.
  2. Metabolik Riskler: Kanser, şeker ve metastaz arasındaki kritik ilişki.

1. Bölüm: Kalıtsal Meme Kanseri

Meme kanseri oluşumu ve gelişiminde birçok genetik ve epigenetik faktör rol oynamaktadır. Meme kanseri vakalarının yaklaşık %20’sinin genetik sebeplerden kaynaklandığı, bunun da yaklaşık %5 ile %10’unun Monogenik kaynaklı olduğu biliniyor. (Monogenik mutasyon: Tek gende meydana gelen ve kalıtsal olan bir mutasyondur.)

Kalıtsal monogenik meme kanserine ek olarak, multifaktöriyel (polijen), yani kısmen kalıtsal sebeplerden kaynaklanan meme kanserleri de bulunmaktadır.

Bilim ve gen teknolojisindeki gelişmeler sayesinde her geçen gün meme kanserine sebep olan yeni genler ve bu genler üzerinde bulunan farklı mutasyonlar ortaya çıkarılıyor. Umut veren bu gelişmeler, aynı zamanda bu mutasyonların yüksek mi yoksa düşük mü penetrasyon gücüne sahip olduğunu da anlamamıza olanak sağlıyor.

Artık geldiğimiz noktada meme kanserine sebep olan birçok gen ve bu genler üzerinde birçok mutasyonun var olduğunu biliyoruz.

BRCA1 ve BRCA2 Genleri: Yüksek Risk Faktörleri

Kalıtsal meme kanserlerinin en yaygın sebeplerinden biri de BRCA1 ve BRCA2 genlerinde meydana gelen mutasyonlardır. Bu iki genin sebep olduğu meme kanseri, tüm meme kanseri vakalarının %50 ile %60’ını oluşturmaktadır. Bu mutasyonların toplumda görülme sıklığı ise 1:400’dür.

Hemen belirtmek gerekir ki, meme kanseri geni olarak bilinen bu iki gen bir Onkogen (kanser geni) değildir. Aksine, DNA tamir mekanizmasında görev alan genlerdir; yani asıl görevleri zarar görmüş DNA’ları tamir ederek kanseri engellemektir. Başka bir ifadeyle, genin mutasyonsuz hali kanseri önlerken, mutasyonlu hali meme kanserine sebep olabilmektedir.

BRCA1 için yaklaşık 1000 farklı mutasyon tanımlanırken, BRCA2 için bu rakam yaklaşık 800’dür. Yine belirtelim ki, bu genlerde meydana gelen her değişiklik kanser anlamına gelmemektedir.

Araştırmalar, BRCA1 geninde meme kanseri riski oluşturan 3 bölge (breast cancer cluster regions, BCCR) ve yumurtalık kanseri riski oluşturan 1 bölge (ovarian cancer cluster region, OCCR); BRCA2 geninde ise en az 3 BCCR ve en az 3 OCCR olduğunu gösteriyor (1).

Meme ve/veya yumurtalık kanseri olan bir ailede eğer BRCA1 geninde bir mutasyon varsa, aile bireyleri ömür boyu %80’e varan meme kanseri, %55’e varan yumurtalık kanseri riski taşımaktadır. BRCA2 geni için bu risk biraz daha düşüktür. Bu genlerde meydana gelen mutasyonlar, jinekolojik tümörler dışında prostat ve pankreas kanseri riskinde de bir miktar artışa sebep olmaktadır.

Kanser/Organ Genel Risk BRCA1 BRCA2
Meme/Kadın %12 %50–80 %40–70
Yumurtalık %1–2 %24–40 %11–18
Meme/Erkek %0,1 %1–2 %5–10
Prostat %15 < %30 > %39
Pankreas %0,5 %1–3 %2–7

BRCA1 geninde meydana gelen değişiklikler genellikle belirli tümör özellikleriyle ortaya çıkar. Örneğin, Üçlü Negatif Meme Kanseri (Triple Negative Breast Cancer (TNBC)) bunlardan biridir. Bu kanser türüne negatif denmesinin sebebi; üzerinde Östrojen hormon reseptörü (ER), Progesteron hormon reseptörü (PR) ve Human epidermal büyüme faktörü reseptörleri (HER2) olmamasıdır. Yani bu tümörlere hormon tedavisi uygulanamaz, çünkü hormonları yakalayacak reseptörlere sahip değildir. Bu yüzden bu tümörlerle mücadele ışın tedavisi yöntemi ile yapılır.

Kadınlarda Risk ve Yaşa Bağlı Değişim

BRCA1 ve BRCA2 geninde mutasyon bulunan kadınların meme kanserine yakalanma riski yaşa bağlı olarak değişebilir. BRCA1 geni için bu risk 40 yaşından itibaren her yıl için yaklaşık %3 artarken, özellikle 45 ve 49 yaş arasında risk en yüksek seviyelere ulaşır. Buna ek olarak, mutasyonlu BRCA1 geni taşıyan kadınlar, birinci kanser vakasından bağımsız olarak 15 yıl içerisinde %30’un üzerinde ikinci bir kanser riski de taşımaktadırlar. Yumurtalık kanseri riski biraz daha geç yaşlarda başlamaktadır.

BRCA2 geni için meme kanseri riski yaş arttıkça sürekli yükselirken, yumurtalık kanseri riski 60’lı yaşlarda azalmaktadır.

Erkeklerde Durum

BRCA1 veya BRCA2 genlerinden birinde mutasyon bulunan erkeklerin genel nüfusa göre prostat kanseri riski daha yüksektir. Buna ek olarak, BRCA2 mutasyonlu erkeklerin genel nüfusa göre meme kanseri riski %6 daha fazladır. BRCA1 mutasyonlu erkeklerde bu oran %1–2’dir (2).

Kimler Test Yaptırmalı?

Yapılan birçok araştırma ile kimlerin genetik risk taşıdığı ve risk kriterlerinin neler olduğu artık büyük ölçüde biliniyor. Buna göre, aşağıdaki kriterlere uyan aile bireyleri genetik test yaptırmalıdır:

  • En az 3 kadın meme kanseri ise (hastalığın yaşı ne olursa olsun).
  • En az 2 kadın meme kanseri ve bunlardan 1’i 51 yaşından önce ise.
  • En az 1 kadın meme kanseri, 1 kadın yumurtalık kanseri ise.
  • En az 1 kadın hem meme hem de yumurtalık kanseri ise.
  • En az 2 kadın yumurtalık kanseri ise.
  • En az 1 kadın 41 yaşın altında yumurtalık kanseri ise.
  • En az 1 kadın 51 yaşın altında ikili meme kanseri ise.
  • En az 1 kadın 36 yaşın altında tek taraflı meme kanseri ise.
  • En az 1 erkek meme kanseri ve 1 kadın meme veya yumurtalık kanseri ise.
  • En az 1 erkek meme kanseri ise.

Yukarıdaki kriterlere uyan aile bireylerinin BRCA1 ve BRCA2 genlerinin genetik analizi, bir genetik uzmanı tarafından yapılmasında fayda vardır.

2. Bölüm: Kanser Metabolizması: Şeker ve Fruktozun Kritik Rolü

Şeker ve kanser arasında yakın bir ilişki olduğu, kanserli hücrelerin şekeri, özellikle de fruktozu sevdiği biliniyor. Şeker alımıyla birlikte kanda insülin seviyesinin yükselmesi, kanserli hücrelerin en sevdiği ortamın oluşmasına sebep olur. Bu ortam pasif durumdaki kanserli hücreleri aktif hale geçirerek akciğerlerde metastaz (yayılma) riskinin önemli ölçüde artmasına yol açar (3).

Şeker Neden Tehlikelidir?

Şeker, bütün hücreler için iyi bir enerji kaynağıdır. Sağlıklı hücreler, şekeri kandaki oksijeni kullanarak mitokondrilerde enerjiye çevirirken; kanserli hücrede mitokondriler çalışmadığı için, alınan şeker kanserli hücrenin çoğalmasında kullanılır.

Kanserli hücreler çoğalırken bir taraftan da laktik asit üretirler. Laktik asit üretimi arttıkça ortam bir süre sonra asidik hale gelir ki, bu durum kanserli hasta için iki kritik soruna yol açar:

  1. Kolajen Yapısının Bozulması ve Metastaz: Asidik ortam, hem sağlıklı hücreleri hem de kanser hücrelerini sıkı bir şekilde bir arada tutan kollajen yapının bozulmasına sebep olur. Kolajen yapının bozulmasıyla birlikte hücreler arasındaki bağ zayıflar ve kanserli hücrelerin vücutta serbestçe hareket etmesinin önü açılır. Metastaz denilen olay tam da budur.
  2. Bağışıklık Sisteminin Baskılanması: Ortamın aşırı asidik olmasının ikinci dezavantajı, bağışıklık sisteminin işlevsiz hale gelmesidir. Asidik ortam, kanserli hücreyi adeta bir zırh gibi koruyarak vücudun doğal savunucuları olan antikorların kanserli hücreye ulaşarak onlarla mücadelesini engeller.

Şeker, Meme Kanseri Tümörlerinin Akciğere Sıçramasına Sebep Oluyor

Texas Üniversitesi M.D. Anderson Kanser Merkezi tarafından yapılan ve 1 Ocak 2016 tarihli Cancer Research dergisinde yayımlanan araştırmada, şekerin 12-llipoksijenaz (12-LOX) adlı enzimin aktivitesini artırarak tümörün büyümesini ve dağılmasını (metastaz) teşvik ettiği tespit edildi. Ayrıca, kesin olmamakla birlikte, fazla şekerin doymamış bir yağ asidi olan 12-HETE‘nin meme kanseri tümörüne bağlanmasını sağlayarak, tıpkı 12-lipoksijenaz’da olduğu gibi, kanserli hücrelerin hem aktif hale geçmesini hem de dağılmasını yani metastazı teşvik ettiği tahmin ediliyor.

Bu araştırma için yapılan deneyden kısaca bahsetmek gerekir. Deney fareler ile yapıldı ve fareler dört farklı diyet grubuna ayrıldılar. Gruptaki farelere 6 ay boyunca çeşitli derecede sakkaroz (çay şekeri) ve fruktoz (meyve şekeri) içeren yiyecekler verildi.

Sonuç: Altı ayın sonunda hem yüksek sakkaroz hem de fruktoz ile beslenen farelerde %50 ile %58 oranında daha fazla meme kanseri vakası görüldü. Ayrıca, her iki gruptaki akciğer metastazı oranı, kontrol grubu olan nişasta grubundaki farelere göre daha yüksek çıktı.

Bu çalışma, sakkaroz ve fruktozun 12-LOX ve 12-HETE üretimini teşvik ederek meme kanserinin ortaya çıkmasında önemli bir risk faktörü oluşturduğunu göstermesi açısından önem arz etmektedir.

Özellikle endüstri ülkelerinde şeker ve şekerli gıda tüketiminin gittikçe artması, halk sağlığını tehdit eden önemli bir faktördür. Türkiye’de kişi başına yıllık şeker tüketimi 2016/2017 yılları için 32,16 kg’dır ki, bu rakam hiç de az sayılmayacak bir miktardır (4). Bu yüzden devletlerin şeker tüketimi konusunda halkı aydınlatmaları ve şeker tüketimini kısıtlayıcı halk sağlığı politikaları üretmesi gerekmektedir.

Not: Her ne kadar bu araştırma 12-LOX sinyal yolunun (signaling pathway) nasıl çalıştığını ortaya çıkarsa da 12-HETE sinyal yolunun nasıl çalıştığı henüz tam olarak bilinmiyor.

Diyabet Hastaları Kansere Daha Yatkın

Diyabet ve prediyabet hastalarında yükselen insülin seviyesi ve buna bağlı gelişen insülin direnci, iltihaplanma reaksiyonlarını başlatarak uyku halindeki kanser hücrelerinin aktif hale geçmesi ve çoğalmasını teşvik edebiliyor. Bu konuda daha önce yapılan çalışmalar, vücutta inflamasyon yani iltihaplanma reaksiyonlarını teşvik eden şekerin kanser gelişiminde önemli bir rol oynadığını göstermişti. Ayrıca öncü diyabetin de göğüs ve kolon kanseri riskini yükselttiği belirlenmişti (5).

Bu bağlamda düşünecek olursak, diyabet ve öncü diyabet hastalarının olası bir kanser riskini minimuma indirmek için mutlaka şekerin kontrol altına alınması gerekmektedir.

Sadece Şeker Değil, Fazla Kilolar da Sorun Oluşturuyor

Tabii ki, insülin direncinden sadece şeker sorumlu değildir. Kuzey Kaliforniya Duke Üniversitesi’nin yapmış olduğu bir çalışma, aşırı kilolu diyabet hastalarının kanlarında, BCAA amino asitlerinin (Valin, İzolosin ve Losin) metabolik atıkları bulundu. Araştırmacılara göre bu metabolik atıklar, hücre metabolizmasını olumsuz etkileyerek insülin direncinin gelişmesine yol açar. Yani, şişman kişilerin hem zengin proteinle hem de yüksek yağlı gıdalar ile beslenmeleri, bir taraftan insülin metabolizmasının bozulmasına sebep olurken diğer taraftan kansere de davetiye çıkarmaktadır (6).

Şeker Yoksa – Kanser de Yok

Bu söylem pek yeni sayılmaz. Sağlıklı kalmak için şeker ve şekerli gıdaların aşırı tüketiminden kaçınmak, çok fazla protein tüketmemek, kesinlikle fazla yağlı yiyeceklerden uzak durmak, sigara içmemek ve spor yaparak normal vücut ağırlığını korumak gerekir. Bu basit önlemler bile sadece kanser riskini azaltmakla kalmaz, aynı zamanda kendimizi günlük yaşamda çok daha rahat hissetmemizi sağlar. Çünkü şeker sadece kanser riskini artırmakla kalmıyor, aynı zamanda diyabet, kemik ve eklemlerde kireçlenme, eklem iltihapları, diş çürümesi, kalp damar hastalıkları gibi daha birçok kronik hastalığa da yol açmaktadır.

Kalıtsal Meme Kanserlerine Sebep Olan Diğer Genlerin Listesi

Yukarıda belirtildiği gibi, kalıtsal meme kanserlerinin çoğunluğu BRCA1 ve BRCA2 genlerinden kaynaklanmaktadır. Bu iki gen, tüm meme kanserlerinin %50–60’ından sorumludur. Bu iki gen dışında başka genlerde meydana gelen mutasyonlar da meme kanserine sebep olmaktadır.

Bunlardan bazıları şunlardır:

  • CHEK2 geni: Kalıtsal meme kanserlerinin yaklaşık %4’ünü oluşturur.
  • RAD51C geni: Kalıtsal meme kanseri hastalıklarının %1–4’ünü oluşturur.
  • RAD51D geni: Son yıllara ait verilere göre, tüm kalıtsal meme ve yumurtalık kanseri hastalıklarının yaklaşık %0.9’u bu gendeki mutasyondan kaynaklanmaktadır.
  • PALB2 geni: Bu gende meydana gelen mutasyonun kansere etkisinin %0,6 ile %3,9 arasında olduğu tahmin ediliyor (7). Başka bir araştırmada ise bu oran 50 yaşına kadar %14, 50-70 yaş arası %35’tir (8) .

Bu genlerin dışında başka genlerden kaynaklanan meme kanserleri de bulunmaktadır. Bu genlerden bazıları şunlardır: ATM, CDH1, NBN, TP53, MLH1, MSH2, MSH6, PMS2, BRCA1, BRCA2, TP53, ATM, CDH1, NBN, PTEN.


Benzer konuda hazırlanmış diğer yazılar


Mehmet Saltuerk

++++++++++++++++++++++++
Dipl. Biologe Mehmet Saltürk
The Institute for Genetics
of the University of Cologne
++++++++++++++++++++++++

Kaynaklar

  1. Association of Type and Location of BRCA1 and BRCA2Mutations With Risk of Breast and Ovarian Cancer
  2. Hochrisikogene BRCA1 und BRCA2
  3. A Sucrose-Enriched Diet Promotes Tumorigenesis in Mammary Gland in Part through the 12-Lipoxygenase Pathway
  4. Dünya, AB ve Türkiye şeker istatistikleri
  5. Prediabetes and the risk of cancer: a meta-analysis
  6. Interplay between Lipids and Branched-Chain Amino Acids in Development of Insulin Resistance
  7. Breast-Cancer Risk in Families with Mutations in PALB2
  8. Analysis of PALB2 Gene in BRCA1/BRCA2 Negative Spanish Hereditary Breast/Ovarian Cancer Families with Pancreatic Cancer Cases

Bu blogdaki makaleler bir başka yayın organında kaynak gösterilmeden yayınlanamaz, çoğaltılamaz ve kullanılamaz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir